SINIFÖĞRETMENİM.COM

Okul Öncesi, İlkokul, Ortaokul, Lise Tüm Dersler © 2017 Üyelik Gerektirmez


ELMAS HIRSIZI

Yazan: Erdoğan KÜÇÜKÇELİK

 

2 Perde Komedi

 

KARAKTERLER

İBİŞ  (konağın hizmetçisi)

EVİN BEYİ  (konağın beyi)

MEMİŞ  (İbişin sağ kolu)

DEDEKTİF DERE (Anlaşıldığı üzere dedektif)

KATIR KAMİL (Kabadayı katil pis bir herif)

ŞAHEKA  (Dere’nin sekreteri)

BEYOĞLU (Konağın miras yedisi)

HAMZA (Aşçı)

DURSUN (Bahçıvan)

ŞEMSİYE (Falcı)

MUALLA (Kantocu)

1.PERDE

(Osmanlı döneminde büyük bir konağın salonu.  Sahnenin ortasında eski şık bir kanepe ve sağında bir komodinin üstünde telefon vardır.)

1.Sahne

(İbiş oynak bir türkü söyler bir yandan da ense yapar.)

EVİN BEYİ:   Gittiiiiiiiii!! Gitti! Gitti! Vay benim başıma gelenler!

İBİŞ:                (yaklaşır) hayırdır bey ne oldu, ne gitti?

EVİN BEYİ:   Gitti İbiş gittii... Yok ortada! Çok da güzeldi ya... Gitti. Ahh aah! Ben ne yapacağım şimdi? Gittiii.

İBİŞ:                           Hayırdır bey nedir o güzel olan? Haa yoksa siz, sizin rahmetli hanımı mı diyorsunuz? E siz onu gömeli bayağı oldu unuttunuz mu? Yoksa hatıralar mı canlandı?

EVİN BEYİ:   Ne kanlanması evladım? Gitti diyorum.

İBİŞ:                Ben de onu diyorum işte giden ne?

EVİN BEYİ:   Şişe falan değil İbiş. Şahsi bişey...

İBİŞ:                Yoksa yine takma dişlerinizi mi kaybettiniz?

EVİN BEYİ:   Çakma değildi evladım. Orijinaldi.

İBİŞ:                Yahu beyim onu demiyorum. Şeyi diyorum?

EVİN BEYİ:   Gitti işte göz göre göre. Sen daha neyi diyorsun şapşal herif!

İBİŞ:                Yok bu böyle olmayacak. Ben en iyisi onun anladığı dilden konuşayım. Öhöm. Efendim geçen yaz kaybettiğiniz deveyi buldunuz mu?

EVİN BEYİ:   Yok evladım odamda kayboldu.

İBİŞ:                Haa... Peki, tatlınızın yanına vişne suyu mu alırsınız kayısı mı?

EVİN BEYİ:   Bu sabah oldu galiba dün gece odamda duruyordu.

İBİŞ:                Ha gayret ibiş. Olacak. Efendim sizce bir berber bir berbere gel beraber bir berber dükkânı açalım demeli mi dememeli mi?

EVİN BEYİ:   Yok evladım öyle değil de... Nasıl desem ki? Yahu gündüz gündüz insanın elmasını çalıyorlar... Ya insan elmasını alıp da şöyle doyasıya… ( ağlar) Ühüüüüüü ühüüü...

İBİŞ:                Oh be... Elması çalınmış ben de mühim bir şey sanmıştım. Bey koca adamsınız elmas için ağlanır mı yahu... (jeton düşer.) Neeee?? Elmas mı? Bey sizin elmasınız mı çalındı??

EVİN BEYİ:   O kadar kalın değildi evladım şu kadar bir şeydi.

İBİŞ:                Allaaaaahh... Beyim hemen polisi arayın.

EVİN BEYİ:   Muhlis ne anlar bu işten salak? Polisi aramam lazım.

İBİŞ:                Haklısınız Bey. Cahilliğime verin.

EVİN BEYİ:   Aslında polislik bir iş de değil daha gizli halletmeli.

İBİŞ:                Gizli mi? Nasıl gizli?

EVİN BEYİ:   Senin aklın ermez kuzum. Gizli dedik ya.

İBİŞ:                Peki beyim anladık da. Nasıl gizli?

EVİN BEYİ:   (Eliyle gel yapar sağa sola bakar. Sonra aniden bağırarak) Gazetede ünlü bir hafiyeden bahsediliyordu. Onu aramak daha münasip bence.

İBİŞ:                (O da bağırır) Kim o Beyim Müge Anlı mı?

EVİN BEYİ:   (Bağırır) Mine Zanlı kim İbiş? Hafiye midir?

İBİŞ:                (Bağırır) Sayılır.

EVİN BEYİ:   Ne bağırıyorsun köftehor! Karşında sağır mı var?

İBİŞ:                Paranteze bağırır yazmış salağın biri ondan beyim. Yoksa ne münasebet.

EVİN BEYİ:   Ha tamam o zaman. Neyse. Dedim ya senin aklın ermez demedim mi ben. Mine Zanlı da kim? Bu adam çok iyiymiş ben hemen arayayım şunu. (telefona gider. Ahizeyi kaldırıp bir kaç numara girer ve girdiği numarayı unutur. Bunu bir kaç başa sarıp yapar ve sonunda telefon düşer.) 863 003300. Ha. 8 6 3 3… 3…4.. 44… 32.. 45… Hah! Sonunda düştü!  Alo. İyi günler evladım... şey ben şey için aramıştım... Bakın benim elma… Ne? Esrarlı Birol mu? Yok evladım. Hayır. Ben evlenmek istemiyorum. Yahu olur mu bu yaştan sonra... Bak Birol evladım. Ben çok önemli bir şeyimi kaybettim... Evlenmek istemiyorum dedim ya. Bu yaştan sonra kim beni ne yapsın. Ne? Deme yahu? Alırlar mı beni dersiniz? Yapma yahu? Ooo. Oooo. Oo oo ooo. Oooooo. Harika. Yahu Birol evladım dediklerinden bir bok anlamadım. Bulamıyorum diyorum. Onu değil evladım o yerinde. El… Ne? Mine Zanlı mı? Zamlı Mamlı ne biçim konuşuyorsun sen? Aa  Kapattı vay terbiyesiz!

İBİŞ:                Adam ne dedi Beyim? Ne dedi? Ne dedi ne dedi?

EVİN BEYİ:   Kedi değil evladım. Esrarlı Birol diye bir adammış.

İBİŞ:                Esra Erol Beyim o.

EVİN BEYİ:   Kes seni sersem herif iki de bir beni düzeltip durma. Birol Bey şu senin Mine Zanlı’yı aramamı söyledi. Neyse İbiş. Ben halledemedim ben bunu.

İBİŞ:                           Beyim, bakın ben pazara çıkacağım. İsterseniz o hafiyenin bürosuna da gidebilirim.

EVİN BEYİ:   Tamam evladım. Aferin sana! İşte hizmetçi dediğin öyle yapar. Yalnız ondan sonra sana zahmet şu hafiyenin bürosuna da gidiver. İşte adres burada.

İBİŞ:                (Bezgin) Peki beyim. (Bey çıkar)

Bizim beyin elması varmış demek ha? Kim bilir kaç para eder? Neyse bakalım şuna bir. Hımmm. Özel Dedektif Dere. Dere Yatağı, garip bir isim. Haaa tamaaaam! Bu, şu meşhur seri Katil Katır Kamil’i yakalayan adam...

MEMİŞ:         (Dışardan) Kapı tak taaaak!

İBİŞ:                Kim o?

MEMİŞ:         Benim Memiş İbiş Amcaaa.

İBİŞ:                Haa. Sen misin evladım gel içeri?

MEMİŞ:         Geliyim mi?

İBİŞ:                Yahu gelsene.

MEMİŞ:         Kapıyı açmadın ki İbiş amca?

İBİŞ:                Ulan salak! Kapı mı var orada?

MEMİŞ:         E o zaman ben neye vurdum az önce?

İBİŞ:                Ebenin tenekesine... Tövbeee! Oğlum tiyatro yapıyoruz ya hani, varmış gibi çalıyoruz kapıyı. Kapiş?

MEMİŞ:         Tamam. Aaaaah!

İBİŞ:                Ne oldu lan yine?

MEMİŞ:         Ha ha ha! Kapımı kafaya çarpmış gibi yaptım!

İBİŞ:                Neey?

MEMİŞ:         Özür dilerim. Yani kafamı kapıya çarpmış gibi. Tiyatro ya hani.

İBİŞ:                Allah Allah! Ne var Memiş, ne diye geldin sabah sabah? Ne istiyorsun?

MEMİŞ:         İş istiyorum İbiş amca! İiişşş! Benim adım Memiş gelir elimden her iş!

İBİŞ:                İyi de sen Bakkal Hasan’nın yanında çalışmıyor musun?

MEMİŞ:         Hayır. Emekliye çıktım ben İbiş Amca.

İBİŞ:                Saçmalama bu yaşta nasıl emekli çıkacaksın? Doğru söyle bana, kovuldun mu yoksa?

MEMİŞ:         Hayır. Emekliye emekliye çıktım dedim ya.

İBİŞ:                Yahu nasıl olur? Bir şey yaptın da ona mı kızdı adam?

MEMİŞ:         Sayılır. Yani çok önemli bir şey değil İbiş Amca. Sadece, pirinç isteyen müşteriye şeker, salça isteyen müşteriye yoğurt, süt isteyen müşteriye ayran, ayran isteyen müşteriye kezzap verince...

İBİŞ:                Hadi yahu. Salak mısın oğlum sen? Kızmadı mı, adam? Dövmedi mi seni?

MEMİŞ:         Aslında başta pek kızmadı ama... O en son müşteri ayran diye kezzap içince...

İBİŞ:                Eee?(meraklı)

MEMİŞ:         Sonra da adam komaya girince...

İBİŞ:                Eee?(Korkmuş)

MEMİŞ:         E biraz sinirlendi tabi. ‘Ulan eşşe oğlu eşşek! Ben senin...’ dedi bir tane yapıştırdı, sonrasında ne dediğini tam hatırlamıyorum ama annemle ilgili bir şeydi sanırım.

İBİŞ:                Kaşınmışsın ama sen de.

MEMİŞ:         Yoo, kaşıntım yoktu İbiş Amca.

İBİŞ:                Tövbe... Eee emekliye çıktım ne oluyor o zaman?

MEMİŞ:         Kendime gelince ayağa kalkamadım emekliye emekliye çıktım dükkandan, o demek oluyor.

İBİŞ:                Vay salak herif, iki saattir bunun için mi oyalıyorsun beni? Evladım ben de iş ne gezer? Kendim zaten bu konakta hizmetçiyim. Sana nasıl iş vereyim?

MEMİŞ:         Ama ama... İbiş amca sen bana hep neye ihityacın olursa gel derdin. İşe ihityacım var, BENİM ADIM MEMİŞ GELİR ELİMDEN HER İŞ! İbiş amcaaaaa.... Ingaaaaaaa ıngaaaaaa ıngaaaaaa!!!

İBİŞ:                Oğlum...(Ağlamaya devam eder) Lan sus bey duyacak. Yahu evladım! Tüh... tamam. Tamam. Dedik yahu!

MEMİŞ:         Sağol İbiş amca (ard arda öper)

İBİŞ:                Dur oğlum ayak üstü götürdün beni! Tamam sakin ol. Hah. Şuandan itibaren benim neferimsin. Ne dersem onu yapacaksın ikiletmek yok anlaşıldı mı?

MEMİŞ:         Üçletmek serbest mi İbiş amca?

İBİŞ:                Gevezeliği kes. İşe gidiyoruz hadi!

MEMİŞ:         Tamam. Tuvalet nerede İbiş amca?

İBİŞ:                Şu tarafta. Neden ki?

MEMİŞ:         E çişe gidiyoruz dedin ya???

İBİŞ:                Yahu deli etme adamı! Çişe demedim. İşe dedim. İşeeeeee!

MEMİŞ:         Buraya mııı?

İBİŞ:                (Küplere biner)Hayır salak onu mu dedim! Ooff! Şimdi evden dışarı çıkıyoruz tamam mı?

MEMİŞ:         Tamam.

İBİŞ:                Aferin hadi düş önüme. (Memiş yere düşer) Allahım sen bana sabır ver!

(Sahne kararır. İbiş ve Memiş çıkarlar)

2.SAHNE

(Işık açılır. Sahnede dedektif giyimli bir adam, Dedektif Dere vardır. Önünde bir masa. Dedektif arkası dönük oturmaktadır)

DERE:            (Elinde birkaç dosya. İnceleme yapmaktadır) Mahmut Kudurmuşoğlu… 69 yerinden bıçaklanıp bir çöp tenekesine atılmış. Matkap tamircisiymiş. Çok ilginç bir vaka gibi görünüyor. Adamın gece yaşantısı varmış. Ooo hem de oldukça. (Güler) Hım! Gülendam Vermemonu. Mahmut’un metresi. Tipik bir kandırılmış metres cinayeti olduğu belli… (Sahneye arkasını döner. Çalışmaya devam eder)

(Şaheka ıslık çalarak salak salak girer)

Şaheka! Kaç kere çalışırken odaya girme demedim mi?

ŞAHEKA:      Begfendi sizi bir beg görmek istiyorü.

DERE:            Şimdi olmaz Kızım. (Çıkar)

ŞAHEKA:      Pekü.

(Burada Katır Kamil girer. Yavaşça Dere’ye doğru adımlar)

DERE:            Şaheka! Ne dedim ben çalışmamı bölme çık odadan!

KAMİL:         (Kız sesiyle) Ama Dere Bey çok önemli bir müşteri geldi.

DERE:            Kimmiş?

KAMİL:         Katır Kamil!

DERE:            (arkasını döner. Kamil’i görür.) Kamil!

KAMİL:         Kamil yaa! Katıııır Kamil.

DERE:            Sen! Sen nasıl kaçtın hapisten?

KAMİL:         Ulan sen benim namımı iki paralık ettin! Beni bitirdin! Senin yüzünden adım Yemiştepeli Deli Kamil’den Katır Kamil’e çıktı. Cehennemin dibinde olsam çıkar gelirdim. Ki geldim son duanı et ulan!

DERE:            Kızma hemen Katırcalı Kamil Efem benim. Benden kaçarken kendini o eşeğin kollarına atmayacaktın. Neden kızıyorsun ki bana? Kızma ama çok yakışmıştınız o katırla birbirinize. Gazetede boy boy resmin çıktı. Çok meşhur oldun. Yani eşek çok meşhur oldu. Beyaz Şova çıktı.

KAMİL:         Zırvalamayı kes! Alırım ayağımın altını yeminlen! (Bıçağını çeker) Son duanı et dedim ama anlaşılan sen şiş kebap olmaya niyetlisin.

DERE:            Kebap sevmem ben, Katırcık!

KAMİL:         Gel ulan buraya, uyuz it! ( Saldırır ancak Dere kaçar)

DERE:            Iska!

KAMİL:         Tiieeeeyt!

DERE:            Iska!

KAMİL:         Kaçma!

DERE:            Gene ıska! Atan sıfır, karşılayan 3!

KAMİL:         Astım gitti, tiieeeeyt!

DERE:            Iska! Katır da değil vallahi, Kaplumbağa Kamil! (Kamil saldırırken kenara kaçar ve kıçına vurur. Kamil yerde) Çok yavaşsın boğa gibi saldırıyorsun ama bir işe yaramıyor. Seni nasıl haklamamışlar şimdiye kadar hayret doğrusu, kızları dövüyordun mahallede sanırım. Tırt Kamil!

KAMİL:         (Nefes nefese)Haklısın ağabey! Acı bana ne olur? Elini ayağını öpeyim.(Eline sarılır öper)

DERE:            Tamam. Bırak elimi ayağımı salya ettin! (Kamili bırakır ve döner. Tam o anda yeniden bıçağı çeken Kamil Dereyi bıçaklar) Laaan… Kamil… Ne yaptın Kamil? (İnler)

KAMİL:         Ahahahaa! Aldım intikamımı. Yemiştepeli Kamil’im Lan ben! Dere Yatağı. Ne oldun? Kurudun kaldın. Haa? Ne diyorsun?

DERE:            Kamil… Ben…

KAMİL:         Ne ulan?

DERE:            Yak… Laş…

KAMİL:         Ne var?

DERE:            Ben…

Senin…

Ananı…

(Ölür)

KAMİL:         Vay it oğlu it! Ölür ayak… Neyse. Kaldırayım şunu ortalıktan (Dere’yi sürükler ve saklar. Gelip Dere’nin koltuğuna oturur) Lan Şaheka!

ŞAHEKA:      Efendim Katır Beg!

KAMİL:         Kamil Bey diyeceksin ulan! Bana kendini dilim dilim doğratıp meze yaptırma anladın mı?!?

ŞAHEKA:      Anladım Katır Beeeeg!

KAMİL:         Gel lan buraya keseceğim Allahıma!

ŞAHEKA:      Aaaaay!!( Çıkar)(İbiş ve Memiş girerler)

MEMİŞ:         Geldik mi, İbiş Amcaaa?

İBİŞ:                Geldik dedim ya, evladım. Bak kapıda ne yazıyor?

MEMİŞ:         Bah-ar-at ek-me-yin.

İBİŞ:                Hayır salak! ‘Rahatsız etmeyin’ yazıyor!!!! Hem onu mu diyorum ben, mal??  Üstte yazanı diyorum.

MEMİŞ:         Haaa, peki İbiş amca. De.. De ko  ra tif De-de.

İBİŞ:                Sana okumayı öğretenin mürekkebini… Lan oğlum Dedektif Dere yazıyor. Dedektif! Yolda anlattım, hatırlasana. Bizim beyin işi için geldik.

MEMİŞ:         Bizim Beyin Çişi mi varmııış?

İBİŞ:                Memişcim yapma şu şakayı artık. Bak. Seyirci de gülmüyor.

MEMİŞ:         (Bir seyirciye) Özür dilerim seyirci!

İBİŞ:                Tanıyor musun amcayı?

MEMİŞ:         Yooo.

İBİŞ:                Niye sadece ondan özür diledin?

MEMİŞ:         Gülmüyor dedin ya o amca da gülmedi ondan özür diledim.

İBİŞ:                Tamam sus. Rezil ettin bizi! Bak Memiş beni iyi dinle! İçerde abuk subuk konuşmak yok tamam mı?

MEMİŞ:         Tamam İbiş Amıca!

İBİŞ:                Ya da sen sana bir şey sorulmadıkça konuşma. Tamam mı?

MEMİŞ:         Tamam İbiş Amıca!

İBİŞ:                Ya da sen sana bir şey sorulsa da konuşma, ben bir şey söyle dersem söyle.

MEMİŞ:         Tamam İbiş Amıca!

İBİŞ:                           Ya da düşündüm de en iyisi sen hiç konuşma. Tamam mı? Tamam mıııı? Tamam mı ulan cevap versene!

MEMİŞ:         Hiç konuşma dedin ya Amcacımmm!

İBİŞ:                Oooof off!

(İçeri girerler.)

Selamın aleyküm.

KAMİL:         Aleyküm selam. Ne vardı birader?

İBİŞ:                Biz Dere Bey’e bakmıştık da.

KAMİL:         Dere Bey buradan taşındı, eşek cennetinde kendileri, kim soruyordu?

İBİŞ:                Ama kapıda hala adı yazıyor. Hay Allah kaçırdık adamı desenize. (memiş’e) yürü Memiş, elması bulmak için başka hafiye bakacağız.

KAMİL:         Elmas mı dedin? Ne elması, anam?

MEMİŞ:         İbiş amcaların evin büyük beyinin kocaman bir elması vardı, Katil Amca. Onu kaybetmiş. Bulması için buradaki dedektife gelmiştik biz İbiş Amcayla.

KAMİL:         Ya. Çok mu büyükmüş.

MEMİŞ:         Evet. İbiş amca onu yıllardır saklıyor dedi. (İbiş’e) Nasılım Amcacım ağzım ne kadar sıkı değil mi?

İBİŞ:                (Ağlamaklı) Yaa.

KAMİL:         Hımm(Kamil mevzuyu anlar hemen bir oyun çevirir. Kapıya yönelir dinler. Seyirciye bakar dinler. Sağını solunu kontrol edip sonra fısıldar) Sizi takip eden kimse oldu mu?

MEMİŞ:         Evet.

İBİŞ:                Hayır!

KAMİL:         Güzeel. Siz kimseyi takip ettiniz mi?

MEMİŞ:         Evet

İBİŞ:                Hayır!

KAMİL:         Buraya geldiğinizi bilen var mı?

MEMİŞ:         Hayır.

İBİŞ:                (Başını hayır anlamında sallar ama) Evet! Sussana sen mal! Şey efendim. Bizim bey biliyor buraya geldiğimizi. Lakin o öğlen yediğini akşam unutur, ikindiyi yatsı namazında kılar, konağın kedilerini aslan sanır. Öyle radarları açık bir adamdır biz bey.

KAMİL:         Haa. Tamam o zaman. Size güvenebilirim. Ben Komiser Dedektif Dere.

İBİŞ:                Demek sizsiniz. Neden baştan söylemediniz?

KAMİL:         Meslek alışkanlığı... Bazen böyle hareket etmemiz icap ediyor. Elmas diyordunuz az evvel.

İBİŞ:                Evet. Mesele şu bizim bey herkesten sır gibi sakladığı değerli elmasını kaybetti bugün. Benden de size gelip yardım istememi söyledi.

KAMİL:         Hallederiz icabında, anam!

İBİŞ:                Ha?

KAMİL:         Yani çözeriz mutlaka. Siz şuraya adresi yazın ben yarın uğrar davayı çözmenizde yardımcı olurum inşallah.

İBİŞ:                Allah sizden razı olsun Dere Beyim! (Memiş’e) Düş önüme… Aman yürü hadi evladım!

KAMİL:         Vay enayi kuşlar! Şansın dönüyor yavrum Kamil! Elması bul Beyi temizle Toz ol. Zengin ol!! Var ooool! Ha ha ha ha ha ha (Erol Taş gülüşü)

-IŞIK KARARIR-

3.SAHNE

(İbiş temizlik yapmaktadır. Bir yandan da berbat sesiyle türkü söylemektedir. Sağdan  BeyinOğlu girer)

BEYOĞLU:               İbiş. Buraya gel. (Duymaz) Ulan İbiş, buraya gel.

İBİŞ:                Aman. Bey. Duymadım türküye kaptırmışım da.

BEYOĞLU:   Sabahtan beri çığırıp duruyorsun. Beynimiz şişti be!

İBİŞ:                Af buyurun, Beyim. O Ses Osmanlı elemelerine katılacağım da?

BEYOĞLU:   O nedir ibiş?

İBİŞ:                Yarışma, beyim. Türkücü olmak istiyorum. Tiyatroda iş yok.

BEYOĞLU:   Ne zırvalıyorsun sen?

İBİŞ:                Bakın siz de anlamıyorsunuz. Neyse buyurun beyim?

BEYOĞLU:   (Elindeki ıslak çorabı gösterir) Bu ne ibiş?

İBİŞ:                Yün çorap beyim.

BEYOĞLU:   Nasıl bir yün çorap?

İBİŞ:                Kalitesiz bir yün çorap beyim.

BEYOĞLU:   Ya. Başka başka?

İBİŞ:                Biraz da ıslak kalitesiz bir yün çorap.

BEYOĞLU:   Bu ne yapılır?

İBİŞ:                Ayağa giyilir, Beyim.

BEYOĞLU:   Ya. Peki bu ıslak kalitesiz yün çorap kuru fasulye pişen tencerenin içinde ne arıyor?

İBİŞ:                Diğer eşini arıyor olabilir mi beyim?

BEYOĞLU:   Dalga geçme benimle ulan! Ne arıyor dedim!

İBİŞ:                Belasını arıyor da olabilir.

BEYOĞLU:   İbiş, bana cevap ver!

İBİŞ:                Beyim. Ben yemeklere bakmıyorum ki artık.

BEYOĞLU:   Ulan bu evin hizmetçisi sen değil misin? Kim bakıyor bu işe yahu?!?

İBİŞ:                Memiiiş!

BEYOĞLU:   O kim be? Bizim aşçı nerede?

İBİŞ:                O izinli beyim. Memiş benim sağ kolum olur. Büyük beye rica ettim eve aldı. Ben onun kulağını çekerim beyim.

BEYOĞLU:   Tamam. Hadi onu anladık. Peki bu ne İbiş? (Pencerenin üzerini gösterir)

İBİŞ:                Örümcek beyim.

BEYOĞLU:   Onu demiyorum. Üzerinde gezdiği şeyi diyorum.

İBİŞ:                Örümceğin yuvası beyim.

BEYOĞLU:   Ya. Ulan sözde her gün temizlik yapıyorsun. Bu yuvalar da ne böyle, mendebur!

İBİŞ:                Beyim, yuva yıkmak büyük günahtır ondan şey ettim ben.

BEYOĞLU:   Sus! Sus! Deli etme adamı. Hep babam şımartıyor seni. Kovdurayım da seni gör, münafık herif!

İBİŞ:                Kovduramazsınız beyim. (sinsi sinsi güler)

BEYOĞLU:   Ya. Öyle mi? Nereden vardın bu kanıya?

İBİŞ:                Sizin için iyi olmaz efendim.(Sinsi)

BEYOĞLU:   Çok korktum.

İBİŞ:                Korkun. Yani beni kovarsanız, ben de yani isteyerek değil de… yanlışlıkla geçen sene babanızdan aldığınız yüklüce altını, ticarette değil de tavernalarda yediğinizi söyleyebilirim.

BEYOĞLU:   Vay mendebur! Tehdit haa!

İBİŞ:                Haaa. Bir de yanlışlıkla tabi isteyerek değil… Karınıza iş gezileri diye gittiğiniz ve eve gelmediğiniz geceleri aslında metresiniz Kantocu Mualla ile geçirdiğinizi…

BEYOĞLU:   Tamam ulan tamam sus! Biri duyacak. (fısıltı) Nereden biliyorsun bunları geveze herif?

İBİŞ:                Ben duyarım, beyim. Ajanlarım var.

BEYOĞLU:   Neyse, yanaş.(Fısıltı) Babam, şeyini kaybetmiş.

İBİŞ:                (Bilmez gibi) Neyini?

BEYOĞLU:   Çok önemli bir şey. İnsanın en önemli şeyi.

İBİŞ:                Allah Allah, nedir ki?

BEYOĞLU:   Büyük bir şeymiş.

İBİŞ:                Olabilir, hiç görmedim. Büyük müymüş?

BEYOĞLU:   Evet. Pantolonunda saklıyormuş.

İBİŞ:                Bak seeeen… Ben de orada saklıyorum Beyim.

BEYOĞLU:   Neyi.

İBİŞ:                O önemli şeyi işte. İçinde…

BEYOĞLU:   Salak o cebinde saklıyormuş.

İBİŞ:                Sığıyor muymuş?

BEYOĞLU:   Ulan niye sığmasın?

İBİŞ:                Her şeyi anladım da cebine nasıl koyuyormuş onu?

BEYOĞLU:   Neyi?

İBİŞ:                Şeyi işte, Beyim.

BEYOĞLU:   Sen nesinden bahsediyorsun salak herif?!?

İBİŞ:                Siz nesinden bahsediyorsunuz?

BEYOĞLU:   Elmasından…

İBİŞ:                Haaa… ben de şeyini sandımdı. Neyse.

BEYOĞLU:   Gözümüzü dört açmalıyız. Ev hanesinden birileri almış da olabilir. Babam sana bununla ilgili bir şey söyledi mi?

İBİŞ:                Evet. Bir hafiye tuttu bey. Beni ofisine yolladı görüştük. Bugün gelecek beyim.

BEYOĞLU:   Ne için?

İBİŞ:                Bayramlaşmaya herhalde. (şaplağı yer) ne için olacak beyim. Elması aramaya.

BEYOĞLU:   Hııı. Gelince bana yolla önce ben görüşeceğim adamla. Adı neydi?

İBİŞ:                Dedektif Dere Yatağı. DDY devlet demir yolları gibi. (güler)

BEYOĞLU:   Geveze, herif. Tamam. Ben içerdeyim. Hadi bakalım.(Çıkar)

İBİŞ:                Üç kağıtçı herif. Kesin adamı ayartıp elmasa çökecek. Ama gözüm üstünde Köroğlu! Aman işte Beyoğlu. (Bağırır) Memiş! Lan Memiş!

MEMİŞ:         (gelir)Buyrun İbiş, ben Memiş, elimden gelir her iş!

İBİŞ:                Gel bakalım buraya, Memiş elinden gelmez bir iş. Bu ne Memişciğim söyler misin?

MEMİŞ:         Aaa. Benim yün çorabım. Anam örmüştü bana İbiş amcaaa.

İBİŞ:                Yaaa.

MEMİŞ:         Diğer teki nerede?

İBİŞ:                Ananın… yanında yavrucuğum.

MEMİŞ:         Ben hemen alıp geleyim o zaman. (durur) ibiş amca bunun üstüne biri mi işedi?

İBİŞ:                Evet. Bizim küçük bey.

MEMİŞ:         Terbiyesiz adam. Hiç sevmem zaten.

İBİŞ:                Lan memiş deli etme adamı! Hıyar herif, bu çorap küçük beyin kuru fasulyesinden çıkmış.

MEMİŞ:         Fasulye kuruysa bu neden ıslak, İbiş amca.

İBİŞ:                Allahıım… Neydi günahım? Günahım neydi Allahım? Rüyalarım da yalvarmıştım, onunla olmaktı isyanım…

MEMİŞ:         İnşallah kavuşursunuz, ibiş amca.

İBİŞ:                Ulan şu Katır Kamil yakalanmasaydı da bizim eve gelip seni bir kesseydi keşke. (Kamil adı geçtiği an girer)

KAMİL:         Selamın Aleyküm bilader. (bocalar) yani iyi günler efendim. Ben Dedektif Dere birkaç gün önce ofisimde görüşmüştük.

İBİŞ:                Hoşgelmişsiniz, Derebeyim.

KAMİL:         Elmas nerede? Şey yani. Bey… Evin beyi nerede? Öncelikle onu tırtıklamam lazım… Şey yani soruşturmam lazım.

İBİŞ:                Hangi Beyi sordunuz ki? Küçük mü Büyük mü?

KAMİL:         Bizim gibi adamı küçük keser mi be! Büyük olsun yanına da sağlam meze yap.

İBİŞ:                Efendim? Siz iyi misiniz Dere Bey?

KAMİL:         İyiyim. Şaşırdım. Kusuruma bakmayın çok fazla davam var da. Sizinkini araya sıkıştırdım yorgunum. Neyse. Hangisi elmasın sahibi oluyor?

İBİŞ:                Büyük bey tabi ki.

KAMİL:         Tamam onunla görüşelim.

İBİŞ:                Yalnız dedektif bey, bizim küçük sizinle önce görüşmek istediğini söyledi.

KAMİL:         Neden?

İBİŞ:                (Bağırır) Bilmiyorum. (eliyle yaklaş işareti yapar) Bizim küçük oğlan alkolik, paragöz ve zamparadır. Sabah gelip bana sizi sordu. Kesin elmasla ilgili planları var Derebeyim dikkat edin.

KAMİL:         O da tırtıkçı yani.

İBİŞ:                Eey?

KAMİL:         Yani elmas da gözü var diyorsun. Öyle mi? (O an Beyoğlu girer)

İBİŞ:                (İbiş başıyla evet der ama) Hayır efendim. Konağın en akıllı, en güvenilir, en iyi kalpli adamıdır bizim Bey’in oğlu. Aa kendisi de geldi.

BEYOĞLU:   İbiş? Bey kim?

İBİŞ:                Size bahsettiğim, titektif beyim. Dere Bey.

BEYOĞLU:   Hoş geldiniz, efendim.

KAMİL:         Eyvallah.

BEYOĞLU:   Sizinle özel konuşmak istiyorum.

KAMİL:         Tabi. (Beyoğlu ve Kamil çıkarlar)

İBİŞ:                Miras yedi, pezevenk! (Beyoğlu seslenir)

BEYOĞLU:   İbiiiş! Bize iki kahve yap hemen!

İBİŞ:                Tamam(Kendi kendine) Zıkkım iç.

BEYOĞLU:   Efendim?

İBİŞ:                Hemen geliyor! Memiiiş! Memiiiiiiş! Nerede bu herif yahu? Memiş diyoruuum!

MEMİŞ:         (ağlayarak koşa koşa gelir) İbiş amcaaaaa! İbiiiiş amcaaaa!

İBİŞ:                Ne oldu yine, mal?

MEMİŞ:         Bir şey yaptım ben. Kötü bir şey.

İBİŞ:                Ne yaptın yine? Ne oldu? Ne yaptın söylesene oğlum, deli etme adamı!!

MEMİŞ:         Büyük. Şey büyük bey amca var ya hani.

İBİŞ:                Var.

MEMİŞ:         Nah var! Büyük bey amcayı öldürdüm ben İbiş amcaaaaa!

İBİŞ:                Ne???

-1.Perdenin Sonu-

2.PERDE

1.SAHNE

(Perde açıldığında İbiş Memiş’i boğmaktadır)

İBİŞ:                            Ulan hayvan oğlu hayvan! Ulan salak! Öldürdüm ne demek lan?!? Gebertirim seni anlat çabuk!

MEMİŞ:         İbiş amca vallaha isteyerek olmadı. Bir daha yapmam.

İBİŞ:                           Ne bir dahası? Ulan zaptiyeler bir dökülürse buraya var ya. Mahvoluruz içerde çürürüz. Senin yüzünden evlenemeden bir gün yüzü göremeden mapusta çürüyeceğim. Açılmadan iade olacağım!  Nasıl yaptın lan?!

MEMİŞ:         Kahve istedi benden İbiş amca. Götürdüm verdim lıkır lıkır içti. Sonra mutfağa döndüm. Bir baktım benim kahve sanıp yaptığım şey kömür tozuymuş. Odasına gittim yerde yatıyordu bağırdım bağırdım. Cevap vermedi. Uyuyan güzel gibi yatıyordu öyle yerde ama valla çok üzgünüm İbiş amca özür dilerim.

İBİŞ:                Son duanı et, seni gidi Katil!!!

MEMİŞ:         İb… İş… Amc… caaa… Boğ…

İBİŞ:                Geber!

MEMİŞ:         Boğulu… yorum… (sesi kesilir)

İBİŞ:                Memiş? Memiş? Ne yaptım ben? Huuu? Bu da öldü. (ağlar) ben de katil oldum. Katır Kamili solladık valla. Ne yapacağım ben şimdi? (arkasını döner kapıya yönelir)

MEMİŞ:         (Dirilir)(İbişin arkasından bağırarak) ibiş amca! Beyi kurtarabiliriz!

İBİŞ:                (Zıplar) Len memiş sen ölmedin mi?

MEMİŞ:         Bilmiyorum ki! Biri paranteze dirilir yazmış.

İBİŞ:                Hay o parantezi. Ne kurtarması, nasıl olacak o?

MEMİŞ:         Kalp masajı?

İBİŞ:                Onda kalp mi var oğlum?

MEMİŞ:         Suni teneffüs?

İBİŞ:                Sahnede öpüşmem.

MEMİŞ:         Çıkıkçı?

İBİŞ:                Olmaaaz!

MEMİŞ:         Okuyup üflesek?

İBİŞ:                Kar etmez günahı çok bizim beyin.

MEMİŞ:         Faceden dürtsek?

İBİŞ:                O ne oğlum?

MEMİŞ:         Bilmem. Allah söyletti İbiş amca.

İBİŞ:                Ah bey ah. Neden bırakıp bizi gittin. Çok severdim onu. O da beni oğlu gibi severdi. Ayrı bir hukukumuz vardı bizim. Baba oğul gibi. Ulan salak ulan mal diye az sevmezdi beni. Her gün kafama odunla vurur bahçede kovalardı beni. Yakalar bir temiz döverdi. Sabah akşam çalıştırır anamı ağlatırdı. Bir hata yapsam oouu kemiklerimi kırar falakaya yatırırdı. Ya Memiş. Öyle iyiydik yani.(Düşünür) göt herif! Gömelim gitsin.

MEMİŞ:         Kime gömelim?

İBİŞ:                Büyük beye, yani Beyi gömelim

MEMİŞ:         Nereye gömelim?

İBİŞ:                Dışarı.

MEMİŞ:         Nereden dışarı?

İBİŞ:                İçerden dışarı…

MEMİŞ:         Kimi gömelim?

İBİŞ:                İkimizi ulan salak.

MEMİŞ:         Nasıl gömeceğiz?

İBİŞ:                Ben seni, sen beni.

MEMİŞ:         Ben seni gömdükten sonra sen beni nereye gömeceksin?

İBİŞ:                Doğduğun yere.

MEMİŞ:         Sen beni gömdükten sonra ben seni nereye gömeceğim?

İBİŞ:                Memleketime.

MEMİŞ:         Sen beni ben seni gömdükten sonra ben seni sen beni nerede bulacağız İbiş amca ben sana çok alıştım, ayrı kalamam!

İBİŞ:                Cehennemin dibinde buluşuruz korkma!

MEMİŞ:         Biz cehenneme gidince beyi kim gömecek, salak İbiş amcacım!?

İBİŞ:                Biz iki saattir neyi konuşuyoruz.

MEMİŞ:         Sen seni, ben beni…

İBİŞ:                Sen seni bilmiyor musun?

MEMİŞ:         Biliyorum. Sen seni bilmezsen sen seni, seni senden soranlar patlatırlar enseni, seni seni… (ibiş memişin enseye sağlam bir tane yapıştırır)

İBİŞ:                           Salak! Biz şimdi beyi evden çıkıyoruz. Bir bok yedin madem, olan olmuş. Şu uyuz dedektif evde dolanırken bir de elmas kayıpken evde ceset olması iyi olmaz. Hemen çıkaralım  ki bizden şüphelenmesinler.

MEMİŞ:         Tamam İbiş amca.

(İbiş Beyin bir koluna Memiş diğer koluna girer. İbiş sahnenin sağına Memiş soluna çeker)

İBİŞ:                Bu tarafa ulan nereye çekiyorsun adamı?

(Şimdi ikisi de ters istikamete çekerler. Bey düşer kıç üstü oturur)

MEMİŞ:         Bey yoruldu oturdu İbiş amca.

İBİŞ:                Ölüler oturmazlar, salak. Düştü adam. Çek hadi sürüyelim bari.

(Biri kollarından biri ayaklarında çeker, esnetirler. Türlü türlü şekle sokarlar adamı. Sonra aniden evin bey ‘aaaaaaah!’ diye bağırır ve tekrar yatar)

İBİŞ:                Allahu ekber! Tövbe bismillah. Kul ya kafirun!

MEMİŞ:         Amin!

İBİŞ:                Ulan herif dirildi! Bir bak bakalım Memiş.

MEMİŞ:         Bey amıca? Bey amıııcaaaa? Huuu? (Dokunur, nabzına bakar, orasını burasını eller, kalp masajı yapar) Ölü bu İbiş amca. Bak?

EVİN BEYİ:   (aniden) sizi gidi namuzsuzlaaaar! Munafıklar! Hırsızlaaaaar! İblisin soylarııı! Geberticeğim sizi!!! Yektir Alllaaahhh!!!

MEMİŞ:         Alllaaaaah! (masadan iri bir cisim alır Beyin kafasına indirir bey yine ölür)

İBİŞ:                Ne yaptın Memiş?!? Adam ne güzel dirilmişti. Yırtmıştık yahu!!

MEMİŞ:         Ne biliyim ibiş amca boğazıma yapıştı, Pandirik atak oldum.

İBİŞ:                Panik atak o, mal! Şapsal herif, adamı komaya soktun.

MEMİŞ:         Yoo. Kovaya sokmadım ki kafasına vurdum.

İBİŞ:                Sus! Sus! Tamam! Hadi taşı.(Sahnenin soluna yönelirler. Dışardan beyin oğlunun sesi gelir) Eyvah bey geliyor! Memiş kanepeye kanepeye! Hah! (Memiş ve Bey kanepeye oturur. Beyin başı Memişin omzuna düşer)

MEMİŞ:         Alllah! İbiş amca bey üstüme yattı.

İBİŞ:                Sus be salak! Oğlu geliyor!

BEYOĞLU:   Aynen dediğim gibi Dere Bey. İstediğiniz gibi soruşturma yapabilirsiniz ben de dahil olmak üzere. Aaa… Bakın babam da buradaymış. Tanıştırayım.

Kamil:            Tabi.

BEYOĞLU:   Baba! Bakın bu bey sizin için gelmiş. (Ses yok) Babaaa! Baba sana diyorum. Lan İbiş babam bu salağın kucağında ne arıyor?

İBİŞ:                Bilmem. Kaybettiği yılları galiba.

BEYOĞLU:   Zevzek! Baba! Bak bey dedektif! Hafiye, hafiye!

İBİŞ:                Uyuyor beyim bugün çok yoruldu. Aerobik yaptık da beraber.

BEYOĞLU:   Ha! Uyandırıver hadi.

İBİŞ:                Yaaa. Şey. Beeey! (Memiş’e göz kırpar) Beyim bakın bu bey dedektif.

MEMİŞ:         (Horlar) Hooor… Hooor…

İBİŞ:                Uyuyor rahatsız etmeyelim. Memiş, canım sen Remzi Bey’i odasına götür. İstirahat etsin. (Taşır birkaç kez düşürür) He heh.  Nedir görüşmeleriniz sonucu efendilerim?

KAMİL:         Son üç gün içinde eve giren çıkan ve de çalışan herkesten ifade alacağım. Kimler çalışıyor ve girip çıkıyor konağa?

İBİŞ:                Ben, Memiş, evin beyi Remzi Bey, (Beyin oğlunu gösterir) Beyin oğlu Kürşat bey, onun eşi İfakat Hanım, Hamza, Dursun ve Şaziye.

KAMİL:         Hamza kim?

İBİŞ:                Aşçımız olur.

KAMİL:         Peki. Dursun?

İBİŞ:                Bahçıvanımız.

KAMİL:         Şemşiye?

İBİŞ:                Her gün gelir, Çiçek satış pazarlama ve fal uzmanı.

KAMİL:         Pekala, önce Remzi beyle daha sonra da isminizi saydığım kişilerden ifade almak ve birkaç soru sormak istiyorum.

İBİŞ:                Ama Remzi Bey olmaz.

KAMİL:         Neden?

İBİŞ:                Çünkü… Durumu kötü aerobik onu fena çarptı. Önce diğerlerini sorgulayın en son Beyi alın.

KAMİL:         Katiyen olmaz. Beybaba ile… Yani Bey efendiden almam gereken mühim bilgiler var.

(Oyun süresince Kamil, Dere rolü yaparken arada kendi öz hareketlerini yapıp toparlamalar yapmalıdır. Bunu yoğunluğu oyuncuya kalmıştır)

İBİŞ:                Ama efendim…

BEYOĞLU:   İtiraz etme İbiş. Babama söyle biraz dinlensin yarım saat sonra burada hazır olsun.

İBİŞ:                Of. (ağlamaklı) Peki.

-Işık söner-

(Işık yandığında Bey kanepede yatar haldedir. Gelişi güzel sallanmış bir kukla havası verir. İbiş soldan görünür)

İBİŞ:                Ulan Memiş. Sana oturur halde koy şu adamı dedim. Herif Maximum kart reklamı gibi açmış kolları. Of. (Oturur hale getirmeye çalışır. Beyoğlu ve Kamil sağdan girerler, İbişi görmezler) Eyvah…

BEYOĞLU:   Bu konuda size güvenimiz sonsuz Dere Bey. Katır Kamildeki başarınız tekrarlarsınız umarım.

KAMİL:         Evvel Allah hallederiz, anam. Şey yani anam görse gurur duyardı benimle. (İbiş onlar konuşurken kanepenin arkasına saklanmaya çalışır. Ancak bey kolunu yakalamıştır, bırakmamaktadır) Annem hep doktor olmamı isterdi.

BEYOĞLU:   Ha. Ama olmamışsınız. Tercih meselesi mi?

KAMİL:         İsterdi ama hep senden bir bok olmaz derdi. Olmadığımı görünce gurur duyardı kesin kendisiyle. (İbiş beyin elini ısırıp kurtulur. Hemen saklanır)  He he he. Gülsene lan!

BEYOĞLU:   He he he. Komiksiniz.

KAMİL:         Hadi bismillah. Siz çıkın lütfen. (Beyoğlu çıkar) Evet… Remzi Bey değil miydi?

İBİŞ:                (Beyi taklit ederek kanepenin arkasından) Evet.

KAMİL:         Elmas hakkında birkaç şey soracağım. Doğru söyleyeceğinize yemin ediyor musunuz?

İBİŞ:                Ediyorum.

KAMİL:         Vallaha mı?

İBİŞ:                Vallaha.

KAMİL:         Kuran çarpsın de?

İBİŞ:                Kuran çarpsın.

KAMİL:         Yalan söyleyenin anası babası ölsün mü?

İBİŞ:                Evladım sen beni delirtecek misin benim anam babam zaten rahmetlik!

KAMİL:         Pardon. Kaptırmışım, Beybaba. Öhöm. Evet. Şu elmas… size miras mıydı yoksa kendi gücünüzle mi aldınız? Ya da hazine gömü filan mı buldun da böyle zengin oldun hacı baba?

İBİŞ:                Ne gömüsü evladım?

KAMİL:         Gömü işte hani gömerler ya.

İBİŞ:                Kime gömmüşler ki?

KAMİL:         Bir yere birileri?

İBİŞ:                Ben kimseye gömmedim evladım.

KAMİL:         Şurada biz bizeyiz beybaba. Söyle gömünün yerini… yolumuza bakalım.

İBİŞ:                Ne diyorsun evladım! O benim ebemin elmasıydı ona da ebesinin kocasından kalmış. Kocasına dönemin önemli bir zatı muhteremi vermiş tamam mı?

KAMİL:         Hayrına mı vermiş? Niye vermiş be?

İBİŞ:                Ne bileyim evladım, aa? Vardır bir alış verişleri.

KAMİL:         Ne zaman terki diyar etmiş?

İBİŞ:                Ne etmiş?

KAMİL:         Vefat etmiş?

İBİŞ:                Buyur?

KAMİL:         Cenazesi ne zaman kalkmış, beybaba?

İBİŞ:                Kimin evladım?

KAMİL:         Ebenin Beybaba!

İBİŞ:                Eben sağ evladım. Allah korusun.

KAMİL:         Tamam tamam kes! (sinirli)Peki ne kadar?

İBİŞ:                Ne ne kadar yavrum?

KAMİL:         Ebatı yani?

İBİŞ:                Ebat?

KAMİL:         Boyu boyu!

İBİŞ:                1 60 vardı.

KAMİL:         Ohaaaa!

İBİŞ:                1 30?

KAMİL:         Çüüüş!

İBİŞ:                1? Yok yok. 50?

KAMİL:         Eeeh.

İBİŞ:                30’da anlaşalım. Ver elini. (Kamil uzatır. Bey ‘’Allaaaaah’’ diye bağırır)

KAMİL:         Aaaaaayytt! (Beyin kafaya indirir. Bey yine ölür) Has… Ne yaptın ulan Kamil? Herifi temizledik iyi mi? Ulan bir bok da öğrenemedim. Şimdi oğlu moğlu gelirse yandık. Neyse Kamil yola devam. Zafere giden yolda ezilen kedi mundardır. Şunu kaldırayım ortadan. (sırtlar götürür)

İBİŞ:                Oof. İyi yırttık. Zavallı bey bugün 3 kere öldü yahu. Hiç sevmem uyuzu ama üzüldüm. Neyse en azından suç artık derebeyin. Görünemeden topuklayım. (çıkar. Işık söner)

-Işık-

(sahnede Hamza ve Kamil vardır. Hamza aşçı giyimlidir)

KAMİL:         İsminiz nedir?

HAMZA:       Hamza.

KAMİL:         İşiniz?

HAMZA:       Moleküler cerrahi uzmanıyım ben. Yurt dışında eğitim aldım şimdi geldim ülkemde çeşitli araştırmalar yapıyorum master tezim için.

KAMİL:         Dalga mı geçiyon, len ayyar Hamza!?

HAMZA:       Tabi dalga geçiyom. Gardaş kıyafeti görmüyon mu? Aşçıyım ben bu konakta. Yemek yaparım. Kuru fasulye, taze fasulye, pirinç pilavı bulgur pilavı, imam bayıldı, bamya, bezelye, zeytin yağlı zeytin yağsız dolma, sarma, köfte, tavuk et kanat, kadın budu erkek budu köfte… Gaza geldim yine tövbe tövbe duramıyom. Esas sen gimsin lay?

KAMİL:         Kam… Dere benim adım. Dedektifim.

HAMZA:       Kamdere mi? O nasıl isim la?

KAMİL:         Sadece Dere ulan!

HAMZA:       Kusura bakma gardaş. Ne istiyonuz benden?

KAMİL:         Birkaç soru soracağım kaybolan elmas ile ilgili?

HAMZA:       Abooouuuv. Elmas mı?

KAMİL:         Evet, Remzi Beyin elması.

HAMZA:       Koskoca elmas kaybolmuş ya la?

KAMİL:         Evet. Yardımlarınızla bulacağız elması. Ama öyle koskoca değilmiş.

HAMZA:       Ne kadarmış?

KAMİL:         30.

HAMZA:       30 ne?

KAMİL:         Kilometre.

HAMZA:       Çüüüş!

KAMİL:         Sana çüş hayvan! 30 km elmas mı olur anasını satayım? Santim heralde.

HAMZA:       Yuh. Ne diyon sen gardaş? Elmas değil kaya parçasıymış ya la!

KAMİL:         Büyük değil mi?

HAMZA:       Gayet gardaş. Büyük mü diyor yahu? La o paraynan bu konağı 30 kere satın alırsın. Uf be ne para be!

KAMİL:         Hiç gördünüz peki bu elması konakta?

HAMZA:       Değil bu konakta, ben hayatımda elmas görmedim. Yani görsem bile anlamam elmas olduğunu.

KAMİL:         Madem hiç görmedin hayatında. Bu konağı 30 kere alacağını nereden biliyorsun, be adam?

HAMZA:       Tahmin gardaş. Hemen kızma yahu. Ne atarlı bebeymişsin sen lay? 30 santim diyince düz mantık yaptım. Santim başı bir kez alsa konağı 30 eder.

KAMİL:         Ha. Peki. Size hiç bu elmasın yerinde bahsettiği filan oldu mu? Ya da düzeltelim. Bey değerli eşyalarını nerede saklar, biliyor musunuz?

HAMZA:       Hee biliyom. Üst kattaki helanın… içindeki kovanın… içindeki suyun… tasında! Deli midir nedir? Ben ne bilim, bizim uyuz bey neyi nerede saklıyor? Hem sana ne la!

KAMİL:         Ne demek sana ne lan? Soruşturma yapıyoruz burada. Çakarım ağzına görürsün sana neyi!

HAMZA:       Baa bah, angara bebesiyim. Gözü kapalı girerim valaha. Ağzına depiği godum muydu aşıttırıveririm! (Kamil bıçağını gösterir) Tabi, polise yardım etmek, her bilinçli insanın görevidir. Değil mi? Sorunuza gelince bizim beyin değerli hiçbir şeyi kalmadı diye biliyordum. Geçen yıl oğlu beyin mal varlığının çoğunu Mualla hanımla yedi.

KAMİL:         Nereden biliyorsun?

HAMZA:       Bizim ayakçı Memiş anlattı. O da İbiş’ten duymuş.

KAMİL:         Yani Beyin değerli bir şeyi yok mu?

HAMZA:       Yoh. Diye biliyom.

KAMİL:         Has… Tüh be!

HAMZA:       Dere gardaş, kızma ama bana sanki senin bu elmasta gözün var gibi geliyor.

KAMİL:         Lan yürü git! Dedektifim ben dedektif. Sen ne anlarsın! Seni aşçı bozuntusu. Kepçeci başı!

HAMZA:       Ne din lay? Alırım façanı aşşaa.

KAMİL:         Gel lan buraya!(saldırır. Hamza kaçar)

HAMZA:       (Dışardan) Sıkıyorsa teke tek gel lay!

KAMİL:         Uyuz. Neyse bu herif bir şey bilmiyor belli ki. Diğerlerine bakacağız artık.

-Işık söner-

-Işık- (Kamil beklemektedir. Soldan Bahçıvan Dursun girer)

DURSUN:      Selamun Aleyçüm.

KAMİL:         As. Birader.

DURSUN:      Uuuuiiiiy! As nedir ula? Yoksa sen baa çakturmadan kisaltma yaparak anama mı söveysisun, ula takasini diktiğimin uşağu!

KAMİL:                     Ne diyorsun sen birader? Selam verdin selamın aldık. Ulan bu konakta bir tane bile normal yaratık yok a. s. Yaaa?

DURSUN:      Ula kilkuyruk, yine a s dedun. Ne pis ağzun varumuş senin da!

KAMİL:                     Bana bak titrek hamsi. Geç otur şuraya kafamı bozma. Beni çükünü kesmek zorunda bırakma.

DURSUN:      Baltan var midur?

KAMİL:                     Yoo.

DURSUN:      O zaman işun biraz zor olacaktur.

KAMİL:         Güzel kardeşim eğlenmeyi kes şöyle gel otur. Gel şöyle. Otur. Sorularıma cevap ver, tamam mı?

DURSUN:      Şimcü, öncelikle ben niye celeyrum? Sonra neden oturayrum? Hatta senin sorilarına neden cevap vereyrum? Sen niye soru soraysun sen muallim misun? Kimsun nesun? Adın ne? Neye çükümü keseysun ha bir de bana neden a s dedun, sen anami taniyi misun?

KAMİL:         Yaa. Evet. Çok yakinen tanıyorum ananı hatta geçen gün Altunizade’de dondurmalı sarma tatlısı yedik. Oh.

DURSUN:      Ama… Ama…Ulaaa! Hey cidi kaaaaraaaadeniizzz…. Doldi da taaaaşaaamadiii! Uy ula benum anam ben doğariken eldi biliyudum. Elmedi mi yoksam? Ula baba!! Kandurdun mu benu yıllarcaa heeeii?... (Kamil’e) ula aynali zampara? Yoksa sen mi anami kandurup onu bendan kopardun ha! Ula zibidi! Ben şimdi senun çürük dişlerinden kolye yapıp gezmem mi? eldun ula sen!

(Dursun Kamil’in üstüne atlar. Boğuşma. Burada yönetmen kafasına göre komik bir kavga çizebilir) (Sonunda Kamil bir odunu alıp Dursun’un kafaya indirir)

DURSUN:      Uuuuy anam! Aaa… bu yiduzlar da nereden çeldi yahu? Ana gece mi oldi? Uykum celdi şöyle uzanayum.

KAMİL:         Sus. Uyumak yok. Sorularım var sana. Ben dedektifim adım Dere. Dere Yatağı.

DURSUN:      Tereyağu ha? Memnun oldum ben da misir uni. (Güler) Ula Tereyağu diye isim mi olur?

KAMİL:         Kes. Yoksa pipini keserim senin.

DURSUN:      Bahçe makasun var mi?

KAMİL:         Yoo.

DURSUN:      O zaman işun biraz zor olacaktur.

KAMİL:         (ağlamaklı) bak güzel kardeşim. Birkaç soru soracağım sadece. Ha cevap veriver ha ne olur bak valla…

DURSUN:      Uy ağlama kardaşum tamam sor.

KAMİL:         Oh be. Bak bu evin bir beyi var biliyor musun?

DURSUN:      Ula kaç senedur çalişiyurum burada bilmez miyum, Kilkuyruk?

KAMİL:         Ha işte onun elması kayboldu. Onu bulmamız gerek.

DURSUN:      Beyin elması kaybolduysa gitsun bir kilo alsın pazardan. Neye bu kader tantana ediysuz ki?

KAMİL:         Elma değil ulan. Elmas 30 cm büyüklüğünde.

DURSUN:      Uyyy! Testereniz var mi?

KAMİL:         Yoo.

DURSUN:      O zaman işunuz biraz zor olacaktur.

KAMİL:         Adam! Sen deli mi edeceksin beni?

DURSUN:      You.

KAMİL:         Bak. Beyin elmasını sen hiç görmüş müydün ya da ne bileyim nerede sakladığını filan söylemiş miydi sana?

DURSUN:      Ula Tereyağu sen ne mal bir uşak çıktın. Ben bu konakta pahçivanum. Sen bey olsan, 30 cm şeyin… Elmasun olsa tutar da sakladığun yeri pahçivana mı söylersun? Hahaha. (Taklit eder beyi) ‘’Tursun uşağum. Bak bu benum dedemden yadigar elmasum onu bizim hanumun sütyenine sakliyirum haberun olsun. Olur da soran olursa orada dersun, tamam midur? ’’ ne komik uşaksun sen yahu! Neysa hadi saa kolay celsun ben cidiyirum şu yanni. Yalnuz bir şey soracağum.

KAMİL:                     Ne?

DURSUN:      Benim anam şimdu öli mi sağ mi?

KAMİL:         Ben senin ananıı…

DURSUN:      Maktabın var midur?

KAMİL:         You.

DURSUN:      O zaman işun zor olacaktur.

-ışık söner-

-Işık-

(Sahnede İbiş, Dursun ve Şemsiye vardır. İbiş bir sağa bir sola volta atar)

İBİŞ:                Bana bak Şemsiye. Bugünlerde evde bir dedektif dolanıp duruyor o yüzden kimseyi dolandırmaya çalışma. Adam cin gibi yakalar valla kodesten çıkmazsın.

ŞEMSİYE:      İç merak etmeyesin İbiş. Erkesler bilir benim ne ka namuslu, dürüst ve sözünün eri bir falcı olduğu.

İBİŞ:                           Tamam uzatma. Of. Nerede kaldı bu herif?

DURSUN:      Hanci heruf ula?

İBİŞ:                           Dere Bey.

DURSUN:      Ha şu Tere Yağu. Bir yarum saat kadar evvel kendisiyle çok cüzel vakit geçirduk.

İBİŞ:               Hmm. Çok ilginç.

DURSUN:      Ne ilginç?

İBİŞ:                           Herif ilginç. Sağda solda gezip duruyor. Konağın altını üstüne getirdi. Dip köşe ne varsa baktı aradı durdu. Şaşırdım vallahi. Değişik bir herif. Bir duruyor; anam, birader, delikanlılık, racon, astığım astık kestiğim kestik oluyor. Bir duruyor; efendim, olay döngüsü, ip uçları, deliller vs vs… Valla ben hayatımda böyle bir dedektif görmedim. Gerçi değişiğini de görmedim. Ulan ben hayatımda daha evvel hiç dedektif görmedim ki nereden anlayayım herif normal mi değil mi? şaştım kaldım. Adam acayip bir şey!

DURSUN:      İbüş Uşağım iyi misun?

İBİŞ:                           Hayııır!

ŞEMSİYE:      Tetektif değil o İbişcik. Afiye, Afiye!

DURSUN:      Safiye cimdur kiz?

ŞEMSİYE:      Afiye ayol Afiye! Akkı e’si. Akan’nın e’si.

DURSUN:      Hakkı, Hakan ve Safiye üçü beraber ne ediyi kiz? Uuuy yoksa! Vay ahlaksız!

İBİŞ:                           Şemsiye kız bu adam Safiye’nin uçkurunu ne bilsin?

ŞEMSİYE:      Afiye diyorum yau ne anlamaz erifsin pipiş?

İBİŞ:                          Haaa Hafiye diyorsun. Anladım. E aynı şey be deli!

ŞEMSİYE:      Jeton düştü sonunda. Kız İbiş! Veresin bir on akçe bakayım falına kısmetine. Azır afiyede ortada yok.

İBİŞ:                Ben zilim Şemsiye. On param yok. Memiş’e verdiğim maaş belimi büktü. Hem bana bak son seferde falıma baktın, bana karlı bir günde rüyanda yağmur yağdığını görürsen üç vakte kadar kırmızı çizmeli bir sevgili bulacaksın demiştin. Üç yüz vakit geçti yok. Kırmızı çizmeli kız beliyordum (Dursun’u gösterir) sarı çizmeli Mehmet ağa geldi bana! Ver 50 akçemi geri!

ŞEMSİYE:      Alınan para iade edilmez bizimki ciddi bir müessese İbişcik! Hem rüyalar ters çıkar fal da ters olabilir dimi anam? Yağmurlu bir günde kar yağdığını görürsen de gelebilir ümidini yitirme sen kız!

DURSUN:      Kiz! Ula baa da falda bir gari çıkarsana?

ŞEMSİYE:      Ooşt! Ben falcıyım pezevenk miyim be?

DURSUN:      Farketmez bağa gari çıkarda, şu bu diye takilmiyirum ben.

ŞEMSİYE:      İyi ver elini. (Dursun kolunu uzatır) Elini dedik bea!

DURSUN:      Al!

ŞEMSİYE:      Aç avucunu. (Dursun’un eline pis kokulu bir şey sürer) Azcık bekle bakim.

DURSUN:      (elni koklar) Uuuuyyy! Ula İbiş bu gari elime pok sürdi! Bu dünyam zati pok ahreti de pok edecek. Ben elimi yikamaya cidiyirum! Anaaaaam! (çıkar)

ŞEMSİYE:      Kurbaa sümüğü be abim amma nazlı çıktın aaa? (güler)

İBİŞ:                           Hey Allahım! Ben deliyim de bunlar benden de deli normali yok zaten bu konakta! (Mualla kırıtarak soldan girer.) Eyvaah! Şimid ortalık karışacak!

MUALLA:     Merhaba Beyler.

ŞEMSİYE:      Aha geldi, şırpıntı.

MUALLA:     Küçük Bey yok mu, şeeey neydi senin adın bakiyim? Ha?

İBİŞ:                İbiş.

MUALLA:     Ha Libiş. Bak Libiş beni hemen Küçük Bey’le görüştürürsen, öpücüğü kaparsın. (İbiş’in yanağına dokunur)

İBİŞ:                Allaaaaah! (zıplar) Derhal efenim!

ŞEMSİYE:      Anımım! Veresin bir 20lik bakayım falına.

MUALLA:     Aaayy. Sen ne ilginç ne şirin bir şeysin öyle? Adın ne bakim?

ŞEMSİYE:      Şemsiye.

MUALLA:     (Güler) Ha ha ha. Sen doğarken yağmur mu yağıyordu cicim?

ŞEMSİYE:      Yo.

MUALLA:     Neyse oku bakalım falımı hadi. (Elini öptürecekmiş gibi uzatır)

ŞEMSİYE:      Ver öpeyim de başıma koyayım. Anım abla avucunu açasın.

MUALLA:     Ha. Tamam, Şekerim.

ŞEMSİYE:      Aman. Aman. Neler görüyorum? Anım abla senin talihin çok açık. Çok fera ve güzel. Burada bir adam vardır. Seni çok sever bayılır. Aa. Bir adam daha vardır abla. Bir tane daa var. Burada da bir tane var. Şurada da. Aaa. Burada sana 78 tane kısmet görünür abla!

MUALLA:     Aay! Formumdayım desene, maşallah de kız!

ŞEMSİYE:      Üç vakte kadar üçlü bir şeyler olacak.

MUALLA:     Kız ben üçü sevmem.

ŞEMSİYE:      Ablacığım, üç derken üçün katı yani. 30 olur 300 olur 3000 olur, olur yani… (Dursun gelir elini koklamaktadır)

MUALLA:     Kız heyecanlandım bak şimdi. Bak kalbim nasıl atıyor. Gel elini koy bak.

DURSUN:      Ben koyabilirum.

ŞEMSİYE:      Sen susasın be. Sapık erif. (transa girer) İssediyorum. İssediyorum. Bir şey yaklaşıyor.

MUALLA:     Ne kız ne?

ŞEMSİYE:      Iyar gibi bir şey!

MUALLA:     Ney ney?

ŞEMSİYE:      Iyar, ıyar! Irvatistan’ın e’si. İndistan be!

MUALLA:     Hıyar diyorsun. (Beyoğlu girer) Harbiden hıyarmış.

BEYOĞLU:   Ah Muallacım gelmiş. Hoş gelmişsin Sultanım. Da hani biz akşam tavernada şey… yani yazıhanemde buluşacaktık. Niye zahmet ettin?

MUALLA:     Kes be zübük! Ulan hani sen bensiz yapamazdın? Bana ölüyordun bitiyordun? Kapımda yatıyordum, yalvarıyordun!

BEYOĞLU:   Bakın Mualla Hanım bağırmayın (fısıldar) hanımım duyacak.

MUALLA:     Duysun be banane! Babanın elması kayıpmış Hafiyeler zaptiyeler seferber olmuş mahalle çalkalanıyor.

BEYOĞLU:   Evet onu arıyoruz biz de.

MUALLA:     Sus yalancı. Ben malımı bilirim sen yürüttün değil mi? Zampara, aç gözlü, uçkurcu pislik! Bana verdiğin sözleri unutup kaçacaktın değil mi, o yunan karıyla?

BEYOĞLU:   Neler diyorsunuz hanımefendi? (fısıldar) Aşkım Tatlım benim. Sözüm söz! Ama…

(feci bir patırtı duyulur. Hamza üstü başı fena ve hırpalanmış halde girer yere düşer)

HAMZA:       Ümmeti Muhammed! Yardım edin bana lay! Yahu bu bebe nasıl bir bebe? Öğlen namazından beri dovüyor beni. Arada dinlenip nargile içiyor gine dövüyor. Koruyun beni. Ne olur laa?

KAMİL:        (girer) Tiieeeeeeeeeeyttt!!! Allah be! Astığım astık kestiğim kestik! Yediğim yedik çaldığım düdük! (içerdekileri görür) Yani elmas konusunda bir gelişme var mı dostlar?

İBİŞ:                Dere Bey? Acaba bizim Aşçıyı siz mi benzettiniz?

KAMİL:         Yahu onu Allah bir şeye benzetememiş ki ben benzeteyim.

HAMZA:       Ne din la sen? İbibik kuşu? Yine mi dayak istiyon… Ağzına vurdum muydu kağışlayıp atarım valla! Çakma Şarlo!

KAMİL:         Bana bak, kepçeci başı! Yediririm sana o patlıcanı! (Üstüne yürür)

İBİŞ:                Beyim yapmayın, bırakın garibanı. Zaten katır tepmişe dönmüş.

KAMİL:         Neee? Ne dedin sen?

İBİŞ:                Dönmüş.

KAMİL:         O değil.

İBİŞ:                Tepmişe.

KAMİL:         Önceki.

İBİŞ:                Ka… Katır.

KAMİL:         Katır ha! Katır dedin demek.

İBİŞ:                Evet zoruna mı gitti.

KAMİL:         Yedim lan seni!!! (Kamil ibişe saldırır. Ortalık karışır ayırmaya çalışırlar. Hengamede Mualla Kamil’e dikkatli bakar)

MUALLA:     Kamil. Katır Kamil. Sevgilim.

BEYOĞLU:   Ne sevgilin mi!?!?!?

İBİŞ:                Katil Kamil mi? Neee?

DURSUN:      Uuuy siçtuk!

HAMZA:       Abi elini ayağını öpim! Affet!

KAMİL:         Bırakın ulan! Bırakııın! ( Evin Beyi soldan koşarak gelir ardından Memiş)

EVİN BEYİ:   Allaaaaaaaaaaaaaaaah!!! (Yere düşer memişte üstüne. Kalkarlar) Bulduuum! Bulduuum!!! Elmamı buldum! Heeeyt!

İBİŞ:                Ne elma mı?

EVİN BEYİ:   Evet. Kayboldu demiştim ya İbiş buldum. Donumun iç cebindeymiş.

İBİŞ:                Ama Beyim bana elmas kayboldu demiştiniz?

EVİN BEYİ:   Elmas mı? Ne elması evladım? Bu hayırsız yedi bitirdi beni. (Mualla’ya) Aaa Mualla aşkım? Sen ne arıyorsun burada? (Mualla sırıtır sadece)

İBİŞ:                Ama siz beyim bana ‘’İnsanın elmasını çalıyorlar dedindi’’

EVİN BEYİ:   Evet ‘’İnsanın elmasını’’ Elma işte!

İBİŞ:                Ama o kadar tantana? Değersiz bir elma için miydi?

EVİN BEYİ:   Eyersiz olur mu oğlum at mı bu?            Amasya elması bu ama çok kıymetli!

KAMİL:         Ne!! Neee? Neeeeee?!?!?!? Ulan şimdi yedim hepinizi, günlerdir çürük bir elma için mi uğraşıyorum lan ben!!!! Ölümlerden ölüm beğenin lan! Bittiniz siz!

MEMİŞ:         Kıyma katil Katır Ağabey!!

KAMİL:         Teeeeeeeyt! Geçin lan şöyle keserim hepinizi!

MUALLA:     Tatlım. Kamil’im.

KAMİL:         Kes ulan oynak karı! Önce hanginiz keseyim lan!

SES:                (Dışardan) Teeeeeeeeyyyyytt!!!!!

KAMİL:         O kim be?

SES:                Teeeeeeeeyyyyyttt!! Havada uçan karada kaçan anasının koynundan kız kaçıran var mı lan bana yan bakan?? (DERE soldan girer kabadayı gibi giyinmiştir aynı Kamil gibi)

DERE:                        Anamı kesen ben babamı kesen ben! Selam verenin ciğerini aleyküm selam diyenin dalağını alıyorum! Var mı kendine güvenen?

KAMİL:         Dere? Ama, ama nasıl olur? Şişledim seni ben! Geberttim! cehenneme yolladım!

DERE:                        Ulan sen beni ofisimde kestin! Cehennem vız gelir bana. Zebaninim artık senin Katır! Son duanı et.

KAMİL:         Gel ulan buraya!

(Son kapışma. Kamil Dere’ye saldırır. Burada bolca hareket ve dönüşler yapılabilir.)

DERE:                        Karavana! Gel hadi.

KAMİL:         Heeyt! (Saldırır)

DERE:                        Tırt Kamil hala tırtsın!

(Burada Kamil yorulana kadar saldırır ıskalar. Dere ‘Iska’ diye nara atar)

KAMİL:         Kaçma ulan!

DERE:                        Buradayım haydi, afilli pandam benim!

KAMİL:         Yettim!!

DERE:                        Yetmez! Geliyorum hazır ol. (zıplayarak sağlam bir şamar atar. Kamil yerde) Osmanlı tokadı! (elini öper) Teslim ol Katırcık maceran sona erdi. Katırlar seni çok özlemişler. Üst ranzada yerin hazır! (Kamil’in kıçına basar şampiyon edasıyla bakar)

İBİŞ:                Evet efendim. Her şey berbat olacakken, o ümitsiz kaldığımız saatlerde korkusuz Hafiyemiz Dere Bey imdadımıza yetişti ve bizi Kamil’den kurtardı. Kamil amacına ulaşamadı. Küçük bey elmasa erişmedi ama evimizin Büyük Beyi güzelim Amasya elmasına kavuştu. Ve oyunumuz burada son buldu. Her ne kadar sürçü lisan ettiysek…

MEMİŞ:         İbiş Amıcaaaaa!

İBİŞ:                Ne var ulan yine?

MEMİŞ:         Bey Amca öldü. (Evin beyi elinde elma huzur içinde yatmaktadır)

HEPSİ:           Neeeeee?

---SON---

Erdoğan KÜÇÜKÇELİK

22.07.2014


Benzer İçerikler:

Çocuk Oyunları

Reklam
Şu anda 919 ziyaretçi çevrimiçi
Reklam